dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ağustos 2009 Pazartesi

bir kahvenin...

bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır demiş atalarımız, ne güzel demişler.

bazıları güvenmese, birçok insan yadırgasa da sanal ortamlardan edindiğim dostlarım var benim. birçoğuyla ilişkim yüzyüze devam ediyor. ama birkaçı var ki görmesem de hiç çok kıymetliler benim için.

çok uzattım işte o görmeyip de kıymetli olanlardan birinin tavsiyesiyle türk kahvesine yeni bir boyut getirdim bugün. çook kısık ateşte direkt fincanı ocağın üstüne koyarak yavaş yavaş pişiriyorsun kahveyi. tadını değiştirmese de bir çimdik toz şeker katıyorsun içine. o yavaş yavaş pişiyor. sonuç üzerinde neredeyse bir parmak köpük ve muhteşem bir tad... yalnız kahveyi ocaktan alırken elimi çok fena yakıp köpükleri biraz döktüm. itiraf ediyorum. ama sakarlık böyle bişi napayım?

6 Temmuz 2009 Pazartesi



bir önceki yazıda da dediğim gibi ilk defa bir arkadaşım evleniyor benim. pek bir heyecanlıydım dolayısıyla. çoook mutlu olacaklarına başından beri inandığım ikisi de canım arkadaşım evlendiler. hiç bir an kaybolmasın istedim, sürekli fotoğraf çektim. kafamda bir sürü bulanıklıkla gittim, olabildiğince berrak geri döndüm. "sevmek" gerçekten yetiyor bazen. çok belli fotograflarından "mutlu" oldukları. hep böyle olmaları tek temennim.

1 sene doldu bu ay ankara'dan istanbul'a göçeli:) bu süre içinde 7-8 kez gittim ankara'ya. sanırım en huzurlusu buydu. Bir yandan çok özlediğimi hissettim oradaki hayatımı, bir yandan da aslında kafam daraldığında sığınabileceğim böyle bir mekan olduğunu hissettim.

Bu haftasonu bana bu huzuru ve rahatlığı yaşatan, her zaman yanımda olduklarını hissettiren insanlar her daim olsunlar hayatımda...

19 Nisan 2009 Pazar

veee pazar

başlarken: bu şarkı kimseye bişi ifade etmese bize eder:)

önce bir fotoğraf 2001'den tahminen Mart ayı. Değirmendere'de dağlardayız. Karşımızda muhteşem bir deniz manzarası. Az önce ton balıklı sandviç yemişiz. Fotoğraf anında elimizdeki kaşıklarda sarelle var. artık büyüdük en çok nutella seviyoruz.


bu resim de bugünden. aradan 8 yıl geçti. biz yine dağ tepe çıktık, yine karşımızda müthiş bir manzara. bu fotoğraftan az önce tonbalıklı sandviçlerimizi yemiştik. benim kafamın altındaki çanta aynı çanta (pes doğrusu 8 senedir aynı çantayı kullanıyorum, bana tüketim çılgını diyenler utansın!) Şimdi gelelim farklılıklara: eskiden bu dağa tepeye çıkarken kimseye kan kusturmazdım. büyüyen göt, göbek (ve hatta resimdede gözüken gıdık) takımı yüzünden çıkarken ciddi anlamda zorlandım. nefes nefese kaldım. 3 adımda bir "napacağız kiliseyi hadi dönelim" dedim, Benan beni motive etti, hedefe ulaştık. Farklılık 2: sarelle ya da nutella yok. onun yerine adada dondurma keyfi var. Farklılık 3: hava sıcak, kazaklar yok, allahtan yok bir de kazak olsa cenazem çıkardı ada'dan:)

Anlaşılacağı üzere sabahın köründe kalkıp Büyükada'ya gittik. Kiliseye çıkalım dedik. İtiraf ediyorum böyle bir yol olduğunu bilsem kıçımı kaldırıp imkanı yok çıkmazdım. Ama iyi ki gitmişiz pek bir eğlendik. Pek bir keyiflendik. Hep yapalım dedik, hayaller kurduk.

Benan papatyadan taç yapma girişiminde bulundu. Yetersiz papatya sebebiyle güdük bir taç oldu ama pek güzel oldu.


bu benanın papatya taçlı hali.

bu da gecen 8 yılda bir hayli kilo aldığı gözlenen melosa hatununun papatya taçlı resmi.


bu resmi de koymadan edemeyeceğim.


dönüş yolunda pek konuşmadık benim sızlanmalarım ve evlere bakıp kurduğumuz ufak hayaller dışında. aslında adanın içinde yapmayı planladığımız birsürü şey varken yorgunluk çıktı piyasaya. benim ayakkabılarım ayağımı adeta parçaladığı için vızıldamaya başladım. uslu uslu yedik yemeğimizi, aldık dondurmamızı ve bindik vapura. yorgunluk ve keyfin resimleri aşağıda.

hep yapalım bunu:)

cumartesi


Fotograf çok başarılı olmasa da çok keyifli bir haftasonu geçirdim ben. Cuma akşamından başladı herşey. Sevdiğim insanlar, güzel bir sohbet, kafa dağılması. Özetle insanın mutlulukta hüzünde yanında olan dostlarının olması çok güzel birşey.

Bu fotograf cumartesi sabahından, krepleri de çekmek isterdi gönül ama fotoğraf makinasının şarjı bitti. Dolayısıyla bu kıytırık fotoğrafa kaldık. Domateslerde artık domates tadı var, salatalıklarda da. Kreplerde krep tadı hep var zaten:)

Muhteşem bir kahvaltı ardından Çamlıca'daki İş Bankası Sosyal Tesislerine gidiş. Hem pek ucuz hem pek keyifli, yemyeşil bir alanda haftasonu geçirmek için birebir. Sık sık gelelim hep gelelim dedik. Zeyno'yla Ada kuşun bezleri dışında çırılçıplak çimlerde koşturup yuvarlandıkları sahneleri kaçırmak acı oldu biraz.

Arabaya doluşup Caddebostana gittik...
Yol biraz uzun sürdü haliyle. Hem hava güzel hem cumartesi e gidilen yer de deniz kenarı olunca trafik kilit oluyor. Uzun bir yolculuk sonunda caddeye vardık zar zor park bir yeri bulduk. Migrosa girdik, dün akşam ki alkol hala kanımızdan gitmemişken soğuk biralar, içimizi serinletecek salatalıklar, çağlalar ve ton balıklı sandviçleri aldık. Sahile indik örtülerimizi yaydık ve yayıldık çimenlere:) Kudurduk zeynoyla bol bol. Yeni insanlarla tanıştık sohbetler ettik, içtik ve yedik, yedik, yedik. eve gidip yeme eylemine devam ettik. karşılıklı kanepelere yayılıp battaniylere sarılıp elimizde çaylarımızla televizyon keyfi yaptık.

Gecenin sonunda ben anlamsız üşüme nöbetleriyle uyudum, ısıtmaya çalışanlar sağolsun, varolsun:)

sonuç itibariyle dostluk güzel birşey, kalıcı dostluklar daha da güzel birşey. bu motivasyon bana en az bi on gün yeter sanırım.

bugünün macerası az sonra, yine burada...